Endülüslüleştiremediklerimizden misiniz?

“Ah, ah, neden İspanyol olarak doğmadım ki?!”, “ben İspanyol olarak doğmuş olsam şimdi kim bilir nerelerde dans ediyor olurdum!”, “keşke flamenkoya çok küçük yaşta başlamış olsaydım”… Bu ve benzeri cümleler tanıdık mı geliyor? O zaman sevgili flamenkosever, “İspanyololmakister” bu blog sana hitap ediyor.

Bu aşağılık kompleksinin (evet, bu bir aşağılık

kompleksi) altında İspanyol olan flamenko sanatçılarının gururundan ziyade bizlerin millet olarak genelde her konuda kendimizi “yabancı”lardan, ama özellikle de Avrupalılardan aşağı görmemiz yatıyor kanımca. Hele bir de konu flamenko gibi, sadece Endülüs Bölgesi’ne ait bir sanat, hatta daha da abartırsak bir “çingene sanatı” olunca, yetersizlik duygumuz daha da büyüyor.
Peki, gerçekten İspanyol, hatta mümkünse Endülüslü, ve hatta ve hatta çingene mi olmak gerekiyor flamenko sanatını icra etmek için? Sevgili okur, eğer gerçek inancın buysa, flamenkoyu derhal bırakman gerekiyor. Neden mi? Çünkü sonradan çingene olmak, ya da geçmişi değiştirmek mümkün değil….Ama bu fikre inansan da flamenkoyu bırakamaz mısın? Çünkü flamenko senin hayatının aşkı, ve sen o olmazsa ölür biter misin? O zaman iki seçeneğin var: ya çingene taklidi yapacak, ömrü billah kendini kandıracak, ya da “eh, madem biz bu işi İspanyollar gibi yapamayız, madem Türk olarak doğduk” diye kaderine razı olacak, ve bu flamenko dünyasında, gitarına Türk ezgileri katacak, ağzına türküleri yapıştıracak veya dans ederken biraz da göbek atıvereceksin. İşin kötüsü de kendini çok “özgün” zannedeckesin. Hadi Türk müziğini biliyor, hatta seviyor olsan içim yanmayacak, ama sırf İspanyol olamama kompleksini aşmak için bir de bilmediğini biliyor, sevmediğini de seviyor gibi yapacaksın.

Ey arkadaş, bunca çabaya gerçekten değer mi? Gerçekten flamenko yapmamız için olmadığımız bir şeymişiz gibi davranmamıza gerek var mı? Hayır, yok, hem de hiç yok. Ama bunu gerçekten anlayabilmek için önce başka önemli birkaç noktayı anlamamız gerekiyor:
– çoğumuz, özellikle de çok tanınmış flamenko sanatçılarını tanrılaştırıyoruz. Tamam, çok güzel dans ediyor, çok güzel çalıyor veya söylüyorlar, bundan hiç şüphemiz yok. Ama maalesef hepsi, ama hepsi, senin benim gibi son derece sıradan, aşağılık kompleksleri, sorunları olan, normal insanlar. Üzgünüm, ama tanrı değiller.
– peki, flamenko sanatçılarının (bence) en az %70’inin neden şu anda flamenko yaptığını biliyor musun? Kulağını, gözünü iyi aç arkadaşım: çünkü yapmayı bildiği başka birşey yok. Bunu tekrar okumanı tavsiye ediyorum. Tekrar tekrar oku ve duvarına as yatak odanda, flamenko hayalleri kurarken görebileceğin bir yerde olsun. Tekrar etmekte yarar var: şu anda hayranı olarak izlediğiniz, dinlediğiniz flamenko sanatçılarının çoğunluğu flamenko yapıyor, çünkü para kazanabilecek kadar bildiği başka birşey yok. Acı ama gerçek. Sen onun yerinde olmak için kıvranırken, o da okumamış olmanın, dil bilmemenin, bir meslek sahibi olamamış olmanın verdiği ezikliği yaşıyor.
– flamenko ve hatta hiçbir sanat, bence, bir kimliğe bürünmekle ilgili değil, tam tersine, HİÇKİMSE olmakla ilgili. Ne demek bu? Yani sen ancak kendini, kim olduğunu unuttuğunda bulursun ve ancak o anda yaratıcı olabilirsin. Kendini bulursun, ama bilemezsin. Yani bizler ancak zihnimizin yokluğunda, yani düşüncenin yokluğunda, yani kim olduğumuzun bilincinin yokluğunda biz olabiliriz. Tezat gibi görünse de değil. Hatta arkadaşım biraz daha ileri gidip sana senin kendini hiçbir zaman “bilemeyeceğini” söylüyorum. Çünkü “biliyor” olduğun hiçbir zaman yoktur ki sen sen olasın. Yani sen, sen diye bildiğin kavramdan çok daha başka, ve işin en güzeli çok daha ötede bir varlıksın. Şimdi sen tutup da bu koskoca varlığını “İspanyol olamadın” diye neden aşağılara çekersin? Bununla başa çıkamayınca da panzehiri olarak neden Türklüğünle kendini az da olsa var etmeye çabalarsın? Arkadaşım, neden kendine kendin olma izni vermez, ama başkası olmaya çalışırsın? Neden imkansız olanı istersin? Niye kolay olanı zorlaştırırsın?
Tek tek hepimizin flamenkoya, hadi flamenkoyu da geçelim bu dünyaya katacak çok şeyi var. Ancak bunu yapabilmek için kendimizi bulmamız lazım. Ama bunu şu ya da bu kişiye benzeyerek yapmamıza imkan yok.
Unutmamamız gereken belki de en önemli şey de olduğumuz halimizin olabilecek en mükemmel halimiz olduğu. Sen, arkadaşım, çingene değilsin, ispanyol değilsin, çünkü olmaman gerekiyormuş. Gerekseydi zaten olurdun, o zaman da zaten başka bir ülkede doğmuş olmayı gene isteyecektin. Çünkü arkadaşım sen kendini arıyorsun ve bunun herhangi bir millete ait olmakta yatmadığını içten içe biliyorsun.

Arkadaşım, sen boşver İspanyolu Endülüslüyü, sen bir an kendine izin ver, kendini unutuver. Zaten bir kere o anı yakaladın mı, bir kerecik de olsa kendini hissettin mi, o anı hep tekrar yakalayabilirsin.
Sen özgürce “hiçkimse” olarak dans etmeye bak.

Flamenkoyla kal…ama boşver, sen esas kendinle kal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir