Flamenko Dansında Teknik

FLAMENKO DANSINDA TEKNİK

Dansta “teknik” dendiği zaman eskiden aklıma ilk olarak “soğuk” veya “ruhsuz” gibi terimler cağrışırdı. Sanki tekniği iyi olan dansçılar hissetmeden, donuk dans ederlermiş gibi gelirdi, ve pek cok insanın da aynı kanıya sahip olduğunu düşünürdüm.
Halbuki performansımız esnasında hissetmek yerine düşünmeye başlayınca “soğuk” oluyoruz, ve bunun teknik seviyemizle hiçbir ilgisi yok.
Gelişmiş bir teknik dansımızı ruhsuz kılmıyor, çünkü teknikle ne yapacağımız tamamen bizim elimizde!
Şu andaki bilgimle, teknik kavramını ikiye ayırıyorum:
Fiziksel
Zihinsel

Fizikselden kastım, vücudumuzun esnekliğini, kas gücünü, ayaklarımızın hızını artırmak, dengemizi daha iyi sağlamak, bedenimizin daha fazla bilincinde olmak, vs. Teknik çalışmayla bir anlamda fiziksel bir aktivite yapıyoruz, ve aynada gördüğümüz (daha doğrusu gördüğümüzü zannettiğimiz) vücüdumuza doğru olduğuna inandığımız şekli veriyor, ve bunu sürekli kılmaya calışıyoruz.

Teknik çalışmanın bir de zihinsel yanı var ki, bunu coğu zaman atlıyoruz. Ama zihinsel çalışma da en az fiziksel olan kadar önemli, hatta belki daha da önemli!
Bir kısmımız içimizde HİÇ DURMADAN konuşan bir iç ses olduğunun farkında bile değil. Bu iç ses, cır cır cır, her an konuşuyor, ve işin kötüsü bize coğu zaman olumsuz telkinlerde bulunuyor. Dans ederken, pratik yaparken, aynada kendimize bakarken: “gene yanlış oldu”, “ben zaten bu iş için çok geç kaldım”, “küçüklüğümde annem bir baltaya sap olamazsın derdi zaten”, “bacaklarım ne kadar çarpık”, “kilo vermem lazım”, vs, vs, vs, ve bunun gibi binlercesi (yoksa milyonlarcası mı?). İçimizdeki ses sürekli olarak, ama gerçekten de sürekli olarak böyle şeyler derken, bizim kapasitemizi ortaya koymamız doğal olarak mümkün değil. Çünkü zihnimiz bu iç sesin komutlarına uymak için programlanmış. Yanlış derse yanlış yaparım, yapamazsın derse yapamam, emir komuta böyle işliyor!
Bu gerçekten de çok önemli bir konu. Demek ki, teknik çalışmada fiziksel kapasitemizi artırırken, bir yandan da iç sesimizin gözlemcisi olmamız gerekiyor. Ancak bu, kendimize kızmak, “ben niye böyleyim” demek anlamına gelmiyor, çünkü o zaman gene iç sesimizin kurbanı oluyoruz. Yapmamız gereken en önemli şey bu sesin ve onun söylediklerinin FARKINA VARMAK. En önemli adım bu. Biz bu sesin varlığının farkına vardığımızda çok önemli birşey olacak: biz bu ses “olmadığımızı” farkedeceğiz ve dolayısıyla bu sesi GÖZLEMLEYEN olacağız. Zaten bu da yeterli.

Ne zaman dans etseniz veya pratik yapsanız iç sesinize dikkat edin, size ne tür yorumlar yaptığını, hangi konularda sizi aşağıya çektiğine dikkat edin. Ve gözlemci olan sizi hissedin, ve “eleştiren yanım şu anda ortaya çıktı” deyip ona şefkatle yaklaşın, bırakın “takılsın” :) siz zaten o değilsiniz, o sesin sizle bir alakası yok, cocukluğunuzda anne babanızdan, öğretmeninizden, şundan bundan duyduğunuz ve sizi yansıtmayan inanışlar onlar. Hatta sizinle hiçbir ilgisi yok.

Eminim sadece bu çalışmayala bile tekniğiniz gelişecektir ve içinizdeki “cevherler” daha rahatlıkla ortaya çıkacaktır.

Flamenko tutkusu, dolayısıyla da hayat tutkusu bizleri hiç terk etmesin, ole!
Yakinda görüşmek üzere, sevgilerimle!

Not: Bu yazıyı “hocam şu flamenko dansı da evde çalışılabilecek bir dans değil!” diye ağlayan öğrencilerime ithaf ediyorum 😉

Asime Can Özözer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir