Tatil mi? Tatil mi?

Merhaba sevgili flamenkosever arkadaşlarım, aşağıda blogumun ikinci makalesini paylaşıyorum sizlerle, sevgiler ve besos!

TATİL Mİ, TATİL Mİ?

Hani flamenko öğrenmesi zor bir sanat ya, kısa süreli atölye çalışmalarına (workshop) karşı idim. “Birkaç saatte ne öğrenilir ki?!” diye düşünüyordum. Gel gör ki yaratıcılığına hayran olduğum, çok sevdiğim arkadaşım Selen Özkan beni Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde bir saatlik (belki de bir buçuk saatlikti) bir atölye çalışması yapmaya ikna ediverdi.
Sınıfta 70 yaşlarında bir amcadan 10 yaşlarındaki bir “velet”e kadar 40’a yakın sayıda katılımcı var. Bir daire oluşturacak şekilde salona yerleştiler, ben de dairenin ortasında, flamenko tarihini anlattım, ve onlara kısa bir koreografi göstereceğimi, ilk olarak da ritmini çalıştıracağımı söyledim.
Sayı saymak zaten dans etmeye alışık olmayan, çekinerek gelmiş insanları daha da korkutuyor düşüncesiyle derslerde compas’ı sayarak anlatmamaya çalışıyorum, o nedenle hep “ta ti ti, ta ti ti, ta ti, ta ti, ta ti” diye veriyordum ritmi. Birden bire bunun yerine “aslında tatil mi, tatil mi, tatil tatil tatil şeklinde şarkı söyleyeceğiz” deyiverdim! Bir anda, hani siz deyin bir, ben diyeyim iki saniyede 40 öğrencinin istisnasız HEPSİ bulerias ritmine hakim oldu. Palmaslar, golpeler tam yerinde! Hepimiz bir yandan “Ta-til mi, ta-til mi? Ta-til, ta-til, ta-til” diye şarkı söylüyoruz, bir yandan ellerimizi çırpıp ayaklarımızı yere vuruyoruz, ve hepsinden önemlisi de gülümsüyoruz. Ben bir yandan mutlu, bir yandan da şaşkınım, nasıl oluverdi bu iş diye. Amcaya bakıyorum ritim tıkırında, küçük çocuğa bakıyorum, o da ritmi tutturmuş gidiyor.
Katılımcılar bu derste soleá ritminde marcajeler ve llamada öğrendiler, ben de insanın yeni bir bilgiyi en iyi öğrenme yolunun, önceden bildiği bir bilgiyi referans almak olduğunu öğrendim. Sanki kendimize “uzak” gördüğümüz her tür yeni bilgiyi almakta zorlanıyoruz da, bize tanıdık gelen yeni şeyleri ne kadar karmaşık olurlarsa olsunlar öğreniveriyoruz.

Yukarıda anlattığım olay sanıyorum 2006 yılında gerçekleşmişti. Ertesi sene Sevilla’da ders vereceğim, plan yapıyorum. Öğrencilere bir bulerias koreografisi göstermek istiyorum. Ama ders daha önce hiç flamenko yapmamış kişilere yönelik olacak. Dedim en iyisi ritmi gene şarkı yoluyla anlatmak. Eh, madem İspanya’dayız, bu sefer ispanyolca bir cümle bulmalı. Doğulu kanaatkarlığından olsa gerek aklıma “qué quieres, qué quieres? nada, nada nada” geldi (ne istiyorsun, ne istiyorsun? hiçbir şey, hiçbir şey, hiçbir şey). Bu arada, bulerias ritminde compasın (ölçünün) ilk kısmı soru soruyor, ikinci kısım ise havada kalan kısmı aşağıya çekiyor, yani cevap veriyor gibi geliyordu bana. Bu nedenle de cümlenin ilk kısmının soru, ikinci kısmının da cevabı şeklinde olmasına gayret ediyordum.
Gene şaşmaz kural, bir kısmı İspanyol, bir kısmı çeşitli Avrupa ülkelerine mensup 12 öğrenci gene şıp diye ritmi benimsedi! Bir tek, “hocam, niye nada (hiçbir şey) diyoruz, onun yerine todo (hepsi) diyelim” diye şarkıyı değiştirmemi istediler :) ve 3 aylık ders süresi sonunda istisnasız bütün öğrenciler son ders gününde koreografiyi tek başlarına, müziğin neresinde gireceklerini bilerek dans ettiler!
Geçtiğimiz sene ise Hollanda’da ritim dersi vereceğim. Bu sefer de cümleyi ingilizceye çevirdim :) “Who did this, who did this? i did, i did i did”. Öğrencilerin ikisi baterist olmak üzere yarısı müzisyen. Gene tataaaaan! Herkes pat diye şarkıyı ezberliyor, palmaslar golpeler yerinde… Üç kişi hariç: iki baterist ve bir gitarist!! İlk önce şaka mı yapıyorlar diye düşündüm. Ama baktım durum gerçek, ritmi anlamakta en çok zorlananlar müzisyenler, özellikle de vurmalı çalgı çalanlar oldu. Bence bunun nedeni kendilerinden çok yüksek performans bekleyerek derse gelmiş olmalarıydı. Gene, zihnimizin performansımız üzerindeki büyük etkisine tanık oldum. Bir de, sanıyorum bir konu hakkında ne kadar çok teorik bilgiye sahipsek ve kendimizi “düşünerek öğrenmeye” alıştırmışsak o kadar zor öğreniyoruz. Sadece kendimizi akışa bırakıp düşünce ile değil de hissetme yoluyla öğrendiğimizde ise sanki herşey “akıyor” ve daha kolay öğreniyoruz.
Hepinize flamenko dolu günler diliyorum sevgili arkadaşlarım…
Ah!size bir de sorum olacak: Tatil mi, tatil mi? :)

Asime Can Özözer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir