İzlenimler-5 / 04.2012

Flamenko’nun Türkiye’de ki gelişimi ve izlenimler…5

Flamenko.org sitesini yenilerken yazı sayfalarını yeniden oluşturuyordum ve 11.2009’dan beri izlenimler serime devam etmediğimi farkettim halbuki bu süreç içerisinde hiç bu kadar Flamenko’nun içinde, o da benim hayatımda bu kadar olmamıştı. İstanbul’dan, sevdiklerimden ayrı olmaya ve yoğun bir iş temposunun verdiği sıkıntılara yeni flamenko dostlarım sayesinde göğüs gerebildim.

Bugüne kadar  gelen bu zaman diliminde iki senelik bir bölüm Ankara’da geçti, Türkiye’nin bu alanda en eski ve dernekcilik anlamında en gelişmiş olan Flamenko Ankara Derneği Dernek başkanlığı, Uluslararası Festival organizasyonu içerisinde olmak, sanatçılarla, müzisyenlerle belkide her yalnızlığını paylaşmak, dostluklar, mutluluklar, heyecan, kavga sonra yine dostluk, belki de flamenko’nun en yalınını,  İstanbul’a nazaran hayat koşturmacasından daha uzak olan bu kentte yaşadım. Ama neden hiç buna dair 11.2009 tarihli yazım dışında yazı yazmadım, bilemiyorum.

Ve yine İstanbul’a dönüş, hayatımda önemli bir adım olan yine Flamenko sayesinde tanıştığım, yıllarımı paylaştığım o özel insan ile yine flamenko ile dolu bir evlilik, daha uzun bir birlikteliğe adım atmak, ispanya balayı… ama yine Flamenko’ya dair bir şey yazmadım.

 

 

Fotoğraf: Fethi Karaduman / Dansçı: Asime Can Özözer

Demek zamanı değilmiş… şimdi zamanı mı bilemiyorum? Yenilenen sitemizden dolayı biraz heyecanlıyım sanırım, vakit bulamayıp dans edemediğim flamenko boşluğunu az da olsa site ile atmaya çalışıyorum belki, kim bilir?

Bu konuda pas tutsamda ve henüz iş yoğunluğundan İstanbul Flamenko ortamına tekrar ısınamasamda kısa bir özet ile bazı konuların üzerinden geçeceğim ve az da olsa arayı kapatmaya çalışacağım.

Flamenko kendi sahnesinde ( minik, büyük, bir salonun ortası fark etmez ) kendi tınısı ve ahengi içerisinde paylaşılan, ortak hissedilen bir enerji dalgası adeta , bunu yaşamak tabi ki daha keyifli, yazı ile bunu paylaşmak zor zanaat. Bu yazılarda amaç aslında yazıya dökerek sonsuzlaştırmak, yaşananları bir bilgi olarak hafızalarda tutmak, kronolojik olarak bir belgesel döküman tutmak. Aslında başlarken böyle bir amacım yoktu, nereye gideceğini insan bilemezya hani öyle bir durum, Ankara’da bazı dostların üniversite derslerinde bile benim yazılarımdan faydalandığını duymak aslında o düşünceyi oluşturdu diyebilirim, bu yazılara birazda öyle bakıyorum.  Ayrıca çok öncesinden yani 2007 senesinden beri var olan Flamenko.org sayesinde fotoğraf, yazı, video gibi dokümanları güvenilir bir çatı altında saklayarak buna önemli bir destek vermiş oluyoruz.

Ankara ve Flamenko 2009 – 2010

2010  senesi ile birlikte Ankara Flamenko camiasından yani iki senelik süreçlik bir kesitten bir bakışı yansıtacağım.

En son yazım 11.2009 tarihinde yani Ankara’da bulunduğum 7.ayda kaleme almıştım hemen festival ardından.

O dönem 3.Uluslararası Flamenko Ankara Festivali izlenimlerimi yine buradan paylaştım o yüzden o kadar geriye dönmeyeceğim. Ama öncelikle  bu yazıdan şu kısmı tekrar paylaşacağım;

Yaşananlar ve süreç özellikle alanı zaten küçük olan bir sanat dalında şunu gösteriyor. Dernekçilik, okul kurmak ve diğer çalışmalar kolay yapılabilir işler değil, bu tür konulara girmeden önce, ufaktan başlamak önce o sanat dalını seven insanları bir araya getirmek, dernek havası, sıcaklığını yaşatmak ardından çevreden gelen taleplerle birlikte ” işte şimdi zamanı geldi ” dendiği anda dernekçilik adına resmiyete gitmek gerekiyor.

Flamenko Ankara Derneği’ne baktığımda ve kurulum geçmişini dinlediğimde, arkadaşları tanıdığımda dernek oluşumunun tam da bu dediğim şekilde geliştiğini gördüm. Ancak her şey bununla bitmiyor, bu dernekçilik hissiyatının yeri gelince amatör ruh yeri gelince profesyonel yönetim mantığı ile sıcak tutulması en önemli kriter. Dernek sadece ders verilen bir mekândan öte gezi, kitap, sinema, sohbet günleri, müzik dinletileri gibi aktiviteleri de içerisinde barındırmalı. Aksi takdirde bir süre sonra gelen insanlar uzaklaşmaya ve kopmaya başlayacaktır. Bunları söylemek tabi kolay, bu formülü belki herkes biliyor ancak adı üstünde dernek olmak demek öncelikle yönetim kurulu ardından üyeleri ile ciddi özveri ve çalışmayı, yeni fikirleri ortaya sunarken ardından da çok çalışmayı gerektiriyor.

Derneğin o dönem başkanı Ceyhun Güneş ( Dernek ve Duende, Mavi Siyah Flamenko Topluluğu kurucu üyesi, Gitarist ) askere gideceğinden dolayı 3.festival ardından dernek genel kurulu yapılarak yeni yönetim ve başkan seçildi, bu önemli göreve sağolsunlar arkadaşlar beni uygun gördüler, bu kurul ardından zorlu ama keyifli bir dönemde beni ve yeni yönetim kurulunu bekliyor olacaktı. İdareci kadroda ve eğitim kadrosunda da ciddi değişiklikler gerçekleşti, daha önce yine benim de bahsettiğim dernekleşmede ve sosyal bir grup olmanın gerekliliklerini yerine getirmek için tüm argümanları devreye soktuk, tabi resmi işlemlerinde bir düzene sokulması bunların içerisindeydi.

Bu dönem Ispanya – Jerez’den Ana LIanes dernek eğitmeni olarak göreve başladı, Melis Cangüler’in de bu konuda yükünü almış oldu. Ancak bir süre sonra yani  yaklaşık 1 sene sonra Melis’in İstanbul’a dönme kararı ile okulun tek hocası Ana olacak idi.

Duende Flamenko grubu yeni dansçısı Ana LIanes ile birlikte Solist olarak Istanbul’dan Murtaza Torun ( Murti ) yine askere giden Burak Altuni yerine kısa dönemli gruba desteğe geldi. Murtaza aynı zamanda Flamenko İstanbul Derneği kurucularından olduğunu da hatırlatmakta fayda var. ( Şuan İstanbul’da faaliyetlerine yoğun bir şekilde devam etmekteler.)

Dernek dışında Ankara’da iki kurum daha var idi eğitim veren, biri Dilek Akdeniz’in kurduğu Akdeniz Flamenko Topluluğu ve Mavi Sahne.

Başkanlığımın son dönemlerine doğru eski lokasyonun ses ve bina sıkıntılarından dolayı ( ki  bu her flamenko hocası için büyük bir problemdir ) Flamenko Ankara Derneği , Mavi sahne ile ofisleri ve salonları ortak kullanma yönünde anlaşmaya vardı bu tabi 4.festivalden sonra gerçekleşti. Daha merkezi olması açısından dernek için olumlu bir gelişme oldu bu ve şuanda halen bu adresteler.

Askere gidenler geri geldi, taşıdığımız bayrağı kendilerine artıları ile birlikte ger devir ettiğimi düşünüyorum, onlarda umarım aynı düşüncededirler :)

4. Uluslararası Flamenko Ankara Festivali – ODTÜ

Fotoğraflar için;

http://flamenko.org/fotograflar/festivallerden/?wppa-album=15&wppa-cover=0&wppa-occur=1

O zamanda savunduğum gibi şimdide tekrarlamak istiyorum bu festivalin isminin daha global ve genel bir anlam kazanması için “Ankara” isminin başlıktan çıkarılmasını ve bu alanda tek olan yeni ismine kavuşarak bir ayağının İstanbul’da hatta diğer büyük sehirlerde yapılması taraftarıyım, nitekim bunu yapmak için çok geç kalınabilinir. Benden söylemesi…

Yeri gelmişken 4.festivalde tüm üyeler büyük emek ve çaba sarf ederler evet ama bir kişi varki hakkını yememek ve ismini burada belirtmek istiyorum tabiki sevgili Burcu Ergüney, helal sana… solist olarakta ciddi bir ses olduğunu belirteyim.

Programa gelince;

Gitarist Ceyhun Güneş tarafından kurulan ve flamenko müziğini Türk ezgileriyle bütünleştirme amacı taşıyan Mavi-Siyah’ın konseri, ressam Aslı Kutluay’ın canlı resim performansına Flamenko Ankara Derneği müzisyen ve solistlerinin müzik dinletisi eşlik etti. Festival boyunca ayrıca Kutluay’ın resim sergisi gezilebildi.

Üç yaşından bu yana flamenko dansıyla iç içe yaşayan ve ülkemize ilk defa bu festival vesilesiyle gelecek olan İspanya dans birincisi Patricia Guerrero ve grubu sahne aldı. 26 Eylül Pazar akşamı ise Roman müzisyenler ile birlikte yürüttüğü projeler ve sıcak alaturka melodilerle flamenkoya renk veren Manuel Reina ve grubunun yani Bato Tato’nun konseri yer aldı. Ayrıca, aynı akşam Alper Mortaş’ın gitar dinletisinide unutmayalım.

“Etno flamenko” diye adlandırdığı tarzıyla Fars ezgilerini caz ve flamenko müziğiyle harmanlayarak dinleyicilere mistik melodiler sunan İran asıllı Shahab Tolouie ise festivalin en ilgi çekici konuklarından biri oldu. 27 Eylül Pazartesi günü gerçekleşen bu konserde seyirciler İspanya’nın geleneksel müziği ve dansı olan flamenkoyu etnik bir yorumla dinleyip alışılmış flamenko ezgilerinin bir adım ötesine geçme fırsatı yakaladı. Bu konser öncesinde sahne alan Duende flamenko grubunun İspanyol dansçı ve eğitmen Ana Llanes ile birlikte sergilediği performansı ise unutulmazdı.

5. Uluslararası Flamenko Ankara Festivali – ODTÜ

Artık beşincisi ile birlikte bu festival bakanlıktan ve hatta EU destek fonlarından bir katkıyı hak ediyor, 4.sünü yaparken hep konuştuğumuz gibi hak ettiği gibi bu desteği görmesi için yapılacak atılımların gerçekleştirilmesi gerekiyor.

İçeriğine gelince;

Tüm dünyada tanınan İspanya‘nın en iyi ve en sevilen flamenko dansçısı seçilen dans ustası Joaquin Grilo, ekibiyle birlikte ilk kez Ankaralı sanatseverlerle buluştu. Dansçı ve ekibi yakında zamanda İstanbul’da da izlediğimiz gibi Türkiye flamenkoseverlere izleme şansı yaşatan önemli bir olaydı, bunu zaten gördük. Ana LIanes’e burada teşekkür etmekte fayda var çünkü kendi hocası olarakta derneğe doğru bir yönlendirme gerçekleştirdi.

Dünyanın en çok ödül kazanmış flamenko gitaristlerinden virtüöz Nino de Pura, virtüöz Manolo Franco ve İspanya’da dans birincisi David Perez ( tekrar ), festivalin diğer önemli konukları oldu.

Yunanistan başta olmak üzere tüm Avrupa’da 2005 yılından bu yana pek çok festival ve gösteride yer almış olan Katarina Voulgari ve grubu Alma Gitana ise diğer isimlerdendi.

İstanbul’a dönüş

İki yıl ardından istanbul’a döndüğümde eskisinden daha yoğun tempolu bir hayata başladım, Ankara’nın sakinligi ve kendine has keyfi ardından yeni görev yeri, yeni sorumluluklar ve hepsinden önemlisi evlilik hazırlıkları bu tempoya alışmamı daha kısa surede mumkun kıldı.

Tum bu yorgunluk tatlı koşuşturmaca o büyük gün ile uçup gitti büyük bir keyife bıraktı çünkü ödülümüz İspanya’da ki endülüs ağırlıklı bir balayı planı idi, Özge ile tanışmamıza vesile olan Flamenko yine topraklarında geçireceğimiz o güzel macera dolu günler ile taçlandırılmalıydı. Nitekim öyle oldu.

Barcelona – Granada – Malaga – Cadiz – Jerez – Sevilla – Cordoba – Madrid

Büyük bir bölümünü araba ile tamamladığımız bu güzergahı sadece başlıkları ile burada paylaşmam bu keyfi tahmin etmeniz için sanırım yeterli olacaktır.

Bu güzergah içerisinde dikkat çeken flamenko’ya dair bazı noktaları paylaşmak isterim.

Özellikle Granada bizim için unutulmaz oldu, sadece bir gece iki gün konaklama planımız olduğundan kafamızda güzel anıları ile tekrar daha uzun süreli döneceğimizi söz vererek ayrıldık şehirden ve etkisi uzun süre üzerimizden ruhumuzdan gitmedi. Bulunduğumuz günlerde şehirde hummalı bir hazırlık var idi tüm yollar çiçeklerle süsleniyor, yıkanıyor, özel ışıklandırmaların son kontrolleri yapılıyordu, öğrendiğimize göre ertesi gün papa şehri ziyaret edecek idi ayrıca aynı dönemde şehir dışında kurulan alanda ise Flamenko festivali yapılıyor idi. Tüm festivallere aynı gün hem şehri gezerek hem el hamra sarayını gezerek dahil olmaya çalıştık. Sokaklar geleneksel Flamenko kıyafeti giyen bayanlar ve küçük çocuklarla doluydu, herkes  olabildiğince şık giyinmişti, sıra sıra festival kortej ve gösteri ekipleri geçiyordu tabi en önde papa ile birlikte, kafeler restaurantlar sevillianas yapanlar tarafından istila edilmişti ( biraz abartıyor olabilirim ) aynı gün ayrıca socremento yani ünlü Flamenko   mağaralarına da gittik, çıkış biraz zahmetli ve aslında çok fazla bir şey görememek için yüklü bir giriş parası vermeniz gerekiyor, çok sayıda işi ticarete döken dans okul ve gösterilerde mevcut.

Yine benzer bir festivale Cadiz’de denk geldik o günümüz oteli önceden ayarlamadığımız için 4 saat otel aramakla geçti, festival olacağını bilseydik daha önceden ( diğer gittiğimiz şehirlerde olduğu gibi ) yerimizi ayırırdık. Mecburen şehrin dışında jerez ile cadiz arasında bir yerde kaldık. Granada’ya nazaran burada Flamenko daha az hissediliyordu.

Daha önce iki hafta workshop için geldiğim Sevilla’nın büyüsünden, tapas barlarından Flamenko gösterilerinden sokakta çalınan mini gitar konserlerinden Triana’dan hiç bahsetmiyeceğim.

Favorilerimiz tabi Granada – Sevilla(yine) oldu.

Bu yazıyı gezi yazısına çevirmeden burada noktalıyorum ve İstanbul’a geri dönüyorum.

Geziye dair bazı fotoğrafları bu linkten görebilirsiniz.

http://flamenko.org/fotograflar/gezi-fotograflari/?wppa-album=22&wppa-cover=0&wppa-occur=1

İstanbul’da iki senede Flamenko’ya dair pek fazla bir şey değişmemiş diyebilirim en azından eğitim alanında, gösterilere baktığımızda büyük gösteri salonlarında daha çok yabancı Flamenko gösterileri izlemek mümkün bu en azından iyi bir gelişme. Ama türk izleyicisini bu furya içerisinde kötü Flamenko gösterilerine de maruz bırakmamalı, şuan izleyici bu konuda pek bilinçli değil ve bu kültürü, müziği, dansı seven insanlar tarafından birazda bilinçsiz olarak takip edilmekte buna zaman zaman bizler dahi kapılabiliyoruz. Bu aşamada titiz davranmalı ve kaliteden ödün vermemeliyiz. Mesela TİM’de yer alan Carmen gösterisi bunlardan biriydi maalesef.

Ama Ankara ardından Joaquin Grillo, Dorantes, BUIKA ve yakında gelecek olan Farruco, Los Vivancos iyi örneklerden oldu, olacak… devamını bekliyoruz, farklı isimleride görmek istiyoruz mesela EVA, Sara Baras, Israel Galvan gibi gibi…

Eğitim verilen lokasyonlara baktığımızda yeni adreslerimiz eğitmenlerimiz yok değil, Anadolu yakasının eksiğini kapatmak adına iyi bir gelişme olan Kalkedon Flamenko topluluğu daha önce Flamenkoevi Melek Yel’den eğitim almaya başlayan ve buna farklı eğitmenleride dahil ederek kendilerini bu yönde geliştiren Demet Tekin ve Aysu Melis Bağlan tarafından kuruldu. Açıkcası kendilerini öğrencilik dönemi tanıdığım için eğitmen taraflarını pek bilemiyorum buna kendi öğrencileri karar verir, bize gelen olumsuz bir dedikodu henüz ulaşmadı.

Suna Akar’da eğitimlere tek başına sessiz sedasız devam ediyor zaman zaman pek bir bilgi alamasakta kendi zümresini oluşturmuş durumda.

Daha önce eğitmenlik yapan Pınar Dinlemez’den pek bilgimiz olmasada yakın zamanda bize bildirdiği üzere dans okulu açma hazırlıkları içerisinde olduğunu biliyorum. Gelişmeleri aktaracağım.

Melis Cangüler İstanbul’a döndü ama yoğun bir flamenko temposuna başlamadı hatta bir salsa latin dans yarışmasında ikincilik ödülünü alan birini ona benzettiyseniz doğrudur ta kendisi. Anadolu yakasında ataşehir’de olmak üzere bazı dans okullarında eğitimlerine devam etmekte.

Manuel – Işıl Reina (Etnik34)cephesinde ise gösteri anlamında daha geniş skala ve çeşitlilik gözlemliyoruz sürekli bir değişim ve arayış söz konusu, Bato Tato’dan sonra gelinen son nokta aslında daha çekirdek kadro ile oluşturulan Flamenco Reina grubu, eskiye nazaran daha sık sahne alıyorlar. Zaman zaman talepler doğrultusunda eski Flamenco Ala Turka kadrosundan dansçı dostlar ile sahne aldıkları da oluyor. Bu tarafta en büyük sıkıntı artık kendi profesyonel iş hayatı olan bu dansçıların kariyerlerinde bir noktaya gelmeleri doğrultusunda boş zaman yaratmalarındaki zorluklar.

İzmir Flamenko topluluğu kurucusu ve dansçısı ve solisti ve eğitmeni Rasime Öktem hayallerini süsleyen uzun Endülüs gezisi ve eğitimlerini tamamladı ( tabi bunu radikal bir karar vererek işinden ayrılarak yaptı ) büyük bir enerji ile yine topluluğunun başına geçti.

Sevilla ve Jerez’de bulunduğu süre içerisinde deneyimlerini üç bölüm halinde bizimle paylaşmıştı, halen okumadıysanız tavsiye ederim. Sitemizde yazı kısmında…

http://flamenko.org/soylesiyazi/yazi-kosesi/rasime-oktem/

Diğer şehirlerimizde durum ne ? yine pek gelişme yok farklı teşebbüsler yok değil ama maalesef süreklilik arz etmiyor ya da bize bilgi gelmiyor.

Buradan bu duyuruyuda yapalım böyle girişimler var ise lütfen bizimle paylaşın yer verelim, duyuralım destek olalım.

Yine uzun bir yazı oldu, bu kadar ara verirsem olacağı bu …

Şimdilik en yakın zamanda görüşmek üzere diyelim, bir sonra ki yazımda görüşmek üzere, flamenko ateşiniz eksik olmasın diyorum….

sevgilerle

Atilla Aydemir

atilla@flamenko.org

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir