Melis Cangüler

2010 Sevilla Flamenko Bienali’nden izlenimler

Her yıl olduğu gibi bu yıl da İspanya’daydım. Genellikle Eylül ayı’nı tercih ediyorum çünkü hava sıcaklığı biraz daha dayanılabilecek seviyeye geliyor. Sevilla ‘ya 5. gidişim. Her sene 1 ay vakit ayırabiliyorum çünkü Türkiye’de dans dersleri veriyorum ve çeşitli gruplarda dans ediyorum. Hem kendimi geliştirmek hem de motivasyon olması için mutlaka gitmeye özen gösteriyorum. Bu yıl daha çok Bienal izlemek için gittim. İki senede bir  Sevilla’da gerçekleşen Flamenko gösterilerinde bu yıl çok izlemek istediğim pek çok isim vardı. Aylar öncesinden internetten biletlerimi aldım ve doya doya Flamenko izledim. Bu yıl harika iki eğitmen ile tanıştım ve hergün 4 saat ders aldım. Fikrimi değiştiren iki eğitmen Manuel Betanzos ve Andres  Pena’dır. Flamenko dansı ile ilgilenenlere bu eğitmenleri  tavsiye ediyorum. Aslen İstanbul’luyum 2 sene İstanbul- Ankara  arası yolculuk yaparak  2 sene de yerleşik olarak Ankara’da derslerim ile gösterilerime  devam ediyorum. Bu yıl derslerimi Ankara’da yeni açılan bir sanat merkezi olan Odeon Sanat Merkezi’nde gerçekleştiriyorum.

15 Eylül- 9 Ekim tarihleri arasında İspanya’nın Sevilla şehri’nde 16.Flamenko Bienali gerçekleşti. Açılışı harika sesiyle Boğa güreşlerinin yapıldığı arenada  Toros de la Real, Maestranza’da.”Historias de Viva Voz”  adlı konseriyle Miguel Poveda yaptı. Gösteriler  yoğunlukla Teatro Maestranza , Teatro Lope de Vega, Teatro Central, Teatro Alameda’da gerçekleşti.Tiyatroların büyüleyici atmosferi ile flamenkonun hüzünlü, neşeli, tutkulu, ateşli sanatı birleşince tadına doyulamayan  anlar, saatler, günler yaşandı. Bienal’de pek çok ünlü sanatçı  yer aldı. Ben bir dansçı olarak daha çok dans gösterilerine gitmeyi tercih ettim. Hayran olduğum dansçılardan birçoğu bu Bienal’de dans etti. Eva Yerbabuena, Rocio Molina, Pastora Galvan, Concha Jareno,  Andres Marin, Jose Maya, Javier Baron, Antonio Canales ( konuk sanatçı) Farruquito’yu izleme fırsatını buldum . Dansçıların yanında takipçisi olduğum ve çok sevdiğim birkaç vokalisti de izledim. David Lagos, Arcangel, Mujerez, Estrella Morente, Marina Heredia izleyebildiğim birkaç vokalistti. Ayrıca gitar konserleri de vardı. Paco de Lucia, Tomatito, Nino de Pura gibi. Fakat bu konserlere gidemedim. Paco konseri biletleri çok önce tükenmişti ne yazık ki. Yine de İstanbul’da bu yıl kendisini dinleyebildiğim için biraz olsun avunabildim.

                Bazı dansçılar kumpanyaları (dans company’leri) ile gösteri yaptılar. Bazıları tek kişilik gösteri sergilediler. Bundan önce sadece 2002 Bienali’ni izleme şansım olmuştu. Geçmiş yıllara göre flamenko gösterilerinin daha çok Tiyatral unsurlar içerdiği ve modern dans ile birleştiği en belirgin farklardan. Hemen hemen pek çok dansçı bu tarz gösteriler sundu bizlere. Bazıları bu karışımı çok iyi özümseyip yansıtsalar da bazılarının üzerinde fazlaca sırıttı. Flamenko flamenko olmaktan çıkmıştı ve eski tadı alamadım açıkçası. İzlemeyi çok istediğim, Türkiye’de sadece videolardan ya da Youtube’dan takip edebildiğimiz isimler sahnede performans sergilediler ancak hayal kırıklıkları oldu. Örneğin Farruquito “Puro” dediğimiz saf flamenko’yu, bir Çingene olarak ve Flamenko tarihine adını yazdırmış köklü bir Çingene ailesinin bir ferdi olarak, en iyi tanıtan, yansıtan , yaşatan bir dansçı olmasına karşın trend’e uyum sağlamak istemiş olacak ki Latin müzikleriyle bir karışım yaparak bizlerin karşısına çıktı. Okulda ve çevremde pek çok kişiyle fikirlerimizi paylaştığımızda hep aynı hayal kırıklığı ile karşılaştım. Yenilik tabi ki kesinlikle gerekli ancak belki bazıları gelenekleri asla terk etmemeli ve bize geçmişi unutturmamalı diye düşünüyorum.

Başka bir hayal kırıklığı ise yine hayranı olduğum bazı sanatçıların hazırlıksız sahneye çıkmış olmalarıydı. Enerji düşüklüğü ve organizasyonsuzluk, provasızlık çok çalışılmış, çok özenilmiş, üzerinde çok düşünülmüş gösterilerin yanında hemen sırıtıyordu. Yani artık daha bilinçli bir Flamenko izleyicisi var bence. Ve çıta biraz yükseltildi bazı sanatçılar tarafından o yüzden bundan sonraki senelerde izleyici bulabilmeleri için daha iyi hazırlanmış olmaları gerektiğini umarım kendileri de fark etmişlerdir.

Çok iyi produksuyonlu gösteriler vardı örneğin Eva Yerbabuena ve Rocio Molina gösterileri yönetmen, ışık, sahne düzeni, dekorları  ile çok profesyoneldi bunun yanında çok samimi , çok sıcak bir atmosferi bize yaşatan konserler de oldu örneğin David Lagos, Mujerez Jerez’den geldiler ve bizlere oranın samimi havasını yansıttılar.Yine değinmeden geçemeyeceğim bir isim de muhteşem sesi, güzelliği ve sadeliğiyle Marina Heredia .3. albümü “Marina Heredia “ ile Teatro Lope de Vega’da  sahne aldı. Granada’lı 30 yaşındaki  genç  sanatçı açılış ve kapanışı popüler şarkılardan sınıfından kabul edilen  Pregones ile yaptı . Olgun ve aynı zamanda taze ve parlak bir sese sahip olduğu söylenen şarkıcı Tangos, Fandangos del Albaicin, Minera y Levantica, Malaguena, Solea, Siguirilla, Bulerias, Alegrias, Rumbas  formlarını seslendirdi. Konserin sonunda süpriz olarak ise Alegrias formunda Farruquito dans etti. Ayrıca gösterisinin diğer bir konuğu da Parrita idi. Birlikte düet yaptılar. Yine konuk gitarist Diego del Morao gitarıyla büyüledi. Gitarda Jose Quevedo Bolita ve Luis Mariano Palmas ve Koroda Anabel Ribera, Toni Nogaredo ve Jara Heredia Perküsyonda ise Paquito Gonzalez yer aldı.

Melis Cangüler

Savaş Ay’ın Melis Cangüler ile söyleşisi

24 Ekim 2010, Pazar  Takvim Gazetesi
SAVAŞ AY

Eskimo’ya buz satan kız

Melis Cangüler uluslararası çapta yetenekli ve ünlü bir dansçımız. Yaşam boyu kazandığı başarılar arasında öyle bir şey var ki, yazıma bu başlığı attırttı.
Olmaz deneni başarmış çünkü Melis. “Eskimolara buz satıyor” deyişini hak edecek şekilde. İspanya’da, İspanyollara Flamenko öğretiyor iyi mi?
Bunu nasıl kotardığını anlatırken çok da mütevazı.
Diyor ki; “Daha çocukluk yıllarımda klasik bale eğitimi aldım.
Sonra çok alakasız gibi görünen bir fakülteyi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünü bitirdim. 7 yılım Koç, Sabancı ve Nova Reklamcılık gibi dev şirketlerde tasarımcılıkla geçti. İş hayatıma başladığım da hobi olarak dans etmeyi de sürdürdüm. Ne zamanki flamenkoyla tanıştım büyülendim onun felsefesine.”

Lokantada
– Büyülenince ne yaptın peki?
– Profesyonel olarak çalışmaya başladım ama ucu bucağı olmayan bir umman gibi Flamenko.
– İlk dans gösterin neredeydi?
– (gülüyor) Lokantada.
– !!!!!
– “Venta Del Torro” adlı bir İspanyol Lokantası’nda dans ederek başladım yani.
– İspanyollara ders verecek kadar nasıl ilerledin, uzun uzun anlat harika bir şey çünkü bu.
– 2004’te Madrit’e “Avrupa Birliği Projesi ( Leonardo da Vinci Projesi)” kapsamında burslu olarak gidip eğitim aldım önce. Dünyaca ünlü Flamenko sanatçısı olan Eva La Yerbabuena ile çalışma fırsatım oldu. Orada öğrendiklerimi Türkiye’de hem tatbik ediyor hem de öğrencilerime öğretiyordum.
2005’ti… İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sergilemiş olduğu Carmen eserinde sezon boyu Flamenko dansçısı olarak görev aldım. 2007 yılından bu yana da Ankara’da kurulu “Mavisiyah Flamenko Topluluğu”nun dansçısıyım.
– Türk-Japon Vakfı Musiki Korosu’nun “Endülüs’te Raks” parçasında dans ederken seyrettim seni. Ahali ayakta alkışlıyordu valla – Elimden geleni yapıyorum Savaş Abi. Sonrasında İrlanda Kültür Merkezi, İstanbul Üniversitesi, Bilgi üniversitesi, Gahraman Nasirov Uluslararası Sanat Merkezi, Mim Sanat Merkezi, Fazil’s Studio NYC eğitim verdim çok öğrencime. Şimdi “Flamenko Ankara Derneği”nde hocayım.

Bir ateş
– Sormayı unuttum.
Büyüledi demiştin ya, nasıl oldu Flamenkoyla tanışman?
– İstanbul’a İspanyol Nasyonel Balesi geldi onları izledim. Orada bir ateş düştü içime ve büyüdü.
Duydum ki bir kurs açılmış.
Hemen katıldım ve eleme sınavını geçip başladım macerama.
– Dans ederken kendinden geçiyorsun adeta Melis.
– Aynen. Dış dünya, gerçek yaşam, sıkıntılar hiçbir şekilde aklıma gelmiyor.
– Hala İspanyol öğrencilerine gelemedik.
– İspanya bu işin merkezi elbette. Bu nedenle her fırsatta oraya gidip en ünlü Flamenkocularla tanışıp çok şeyler öğrendim onlardan. Bu yıl Sevilla Flamenko Bienali’ne katılınca doruk yaptım kendi çapımda.

– Ne oldu doruklara çıktın?
– Aylar öncesinden internetten biletlerimi aldım ve doya doya Flamenko izledim. Açılışı harika sesiyle boğa güreşlerinin yapıldığı arenada Toros de la Real, Maestranza’da. “Historias de Viva Voz” adlı konseriyle Miguel Poveda yaptı. Gösteriler yoğunlukla Teatro Maestranza, Teatro Lope de Vega, Teatro Central, Teatro Alameda’da gerçekleşti. Tiyatroların büyüleyici atmosferi ile Flamenko’nun hüzünlü, neşeli, tutkulu, ateşli sanatı birleşince tadına doyulamayan anlar, saatler, günler yaşandı. Bienalde pek çok ünlü sanatçı yer aldı. Ben bir dansçı olarak daha çok dans gösterilerine gitmeyi tercih ettim. Hayran olduğum dansçılardan birçoğu bu bienalde dans etti. Eva Yerbabuena, Rocio Molina, Pastora Galvan, Concha Jareno, Andres Marin, Jose Maya,Javier Baron,Antonio Canales ( konuk sanatçı) Farruquito’yu izleme fırsatını buldum. İki müthiş eğitmenle tanıştım ve her gün 4’er saat ders aldım.

– Hep öğrenirken nasıl oldu da öğretmeye başladın?
– İspanyol olup da Flamenko bilmeyenler de var elbette. İşte onlara ekonomik ve başlangıç kursları veriyorum. İspanya’da da benden etkilenip ders alanlar var, Türkiye’de yaşayan İspanyollardan da. Bir yandan öğretmenim diyorum ama Flamenko bu, on yıllar da geçse hep öğrenci kalırsın.
Okyanusta yüzmek gibi anlayacağın Savaş Abi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir