Selvi Şenel

İSYAN . 06.07.2009

Buna nası bulaştım hiç bilmiyorum. Bi şarkı bi film, derken başka şarkılar, beni bu hayattan çekip alan görüntüler.. Sardıkça sardı yüreğimi geldi oturdu tam ortasına. Hem de kocaman bi yer açtı kendine, etrafındakileri sıkıştırarak. Ama nasıl açmasaydı ki, içi ürperiyorsa insanın o notaları duyduğunda, o sesler insanın içinden birşeyler koparıp aldığında.. kaslar yanıt verdiğinde sorulan sorulara. hem de ne söylediğini, ne söyleyeceğini bilmeden, sadece çağrıya cevap verdiğinde.. Artık yorulduğumda, onunla dinleniyorum; sinirlendiğimde, onunla sakinleşiyorum. mutlu olduğumda onunla coşuyorum, hayata kızgınlığımı onunla paylaşıyorum. Onda buluyorum cevapları, sorularımı ona soruyorum. İnsan nası somutlaştırabilir, nasıl paylaşabilir bunca şeyi değil mi; müzik sonuçta. Anlatılamaz ki, anlaşılamaz da. İnsanların bu dünyaya girebilmesi mümkün değil. Ayaklardan vücuda yayılan duende’yi hissetmedikleri sürece olmaz. Dışardan bakılınca, gerçekten dışarıdan; ayaklarını yere vuran kadınlar, bağıran adamlar, alkışlayan insanlar, bağırış çağırış gürültü.. Ama bunlar benim dünyam, duende’yi yaşayanların dünyası. O gitar bir başladı mı buleria’ya insan nasıl durur yerinde, nasıl vurmaz 12/8i yere? O solea’da nası içi titremez insanın, nası hissetmez o acıyı, yası? Peki ya ben, hissettiğim için yabancı mıyım, yalancı mıyım, hayalci miyim sorarım size. Nesi kötü birşeye, ta içimden gelen birşeye bu kadar bağlanmanın? Peki nasıl olur da hayatın tam da içinde olan birşey bu kadar dışında gelir insanlara? Hayır bu hobi değil, gelip geçici değil, heves değil. Şu yazıyı okuduğunuz monitör kadar gerçek flamenko, var; endülüste, bizim kalplerimizde, gitar tellerinde, benim soluduğum havada var flamenko. Nasıl reddedebilirim bu saatten sonra onu? nasıl yokmuş gibi davranabilirim, nasıl sürdürebilirim hayatı onsuz? Peki ya siz, nasıl istebilirsiniz bunları benden?

Selvi ŞENEL

————————————————————

Flamenko nedir sorusunun cevabı çok çeşitli verilebilir aslında. İnsanların aklına ilk gelen “ispanyol dansı” veya “ispanyol müziği” olacaktır. Ancak bundan çok daha fazlasıdır flamenko. Bu sözleri bir otorite olarak değil (ne haddime), flamenkoyu kalbinin içinde hisseden biri olarak yazıyorum. Karışık olduğu kadar basit, derin olduğu kadar da kolaydır aslında. En basit söylenişle bir tutku, ama tutkunun kendisi kadar da derin bir duygudur flamenko. İspanyol dansı – müziği tanımlaması o kadar yetersiz kalır ki onu açıklamaya. Flamenko yıllardır endülüste yaşamış insanların aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, acılarını, neşelerini, öfkelerini barındırır içinde. Yaşayan her insan bu dünyadan göçünceye kadar bir damla eklemiştir flamenkoya. Belki bir nota, bir figür, belki de bir nağmede hayat bulmuştur bu damla, birikmiş birikmiş dünyanın yüreğine akmıştır sonunda. Endülüse gelip de gidenler gibi göçmendir flamenko, tek bir yerde durmayı sevmez, o yürekten bu yüreğe akar durmadan. Bu yüzden Paco’nun her notası, Camaroón’un her nağmesi her dakika bir yüreği daha aşık eder flamenkoya. Bu yüzden Endülüs’e ayak bile basmamış insanlar ta içlerinde hissederler o insanların aşk-sevinç-hüzün-acı-neşe-öfkelerini. Öyle bir duygu ki tanımlaması güç, hissetmesi muhteşemdir. Peki bir insan flamenkoya neden bu kadar bağlanır diye sorsalar, insan sevdiğine, yarine neden bu kadar bağlanır diye sorarım. Bin tane sebep sıralayabilsek de içten içe biliriz ki bu nedensiz, koşulsuz, sonuçsuz bir bağlılıktır. İnsan flamenkoya aşık olur. Flamenko içini doldurur insanın. Müzik Endülüs’ten dünyaya akar, beraberinde getirir insana dair her şeyi. Müzik kalplere akar, gözler kapalı kafasının içinde danseder insan hiçbir figür bilmese de. Bütün benlik dolar flamenkoyla ve bir dolarsa flamenko asla bir kenarında durmaz hayatın, bir anda hayatın kendisi olur nefes gibi, su gibi, aşk gibi asla vazgeçilmeyecek olan..

 

Flamenkoyla; Aşkla; Tutkuyla…

Selvi ŞENEL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir